Sen Hayatının Gözlemcisisin
Hiç aynı olayı yaşayan iki insanın bambaşka duygular hissettiğini fark ettin mi?
Bir ayrılık…
Bir iş kaybı…
Bir başarısızlık…
Birisi bunu hayatının sonu gibi yaşarken, diğeri aynı olayı yeni bir başlangıç olarak görebiliyor.
Peki değişen gerçekten hayat mı?
Yoksa hayata bakan göz mü?
İşte bütün dönüşüm tam burada başlıyor. Çünkü sen sadece hayatını yaşayan biri değilsin. Aynı zamanda hayatını gözlemleyen kişisin. Ve nasıl gözlemliyorsan, yaşadığın dünya da sana büyük ölçüde öyle görünmeye başlıyor.
Hayat Sana Ne Gösteriyor?
Çoğu insan yaşadığı olayların kendisini mutsüz ettiğini düşünür. Oysa çoğu zaman bizi etkileyen olayın kendisi değil, ona yüklediğimiz anlamdır.
Bir cümle…
Bir bakış…
Bir sessizlik…
Hepsi zihnimizde farklı anlamlar üretir.
Ve biz çoğu zaman olaylara değil, o anlamlara tepki veririz. Bu yüzden iki insan aynı dünyada yaşarken tamamen farklı hayatlar deneyimleyebilir.
Çünkü gördükleri dünya aynı olsa bile, onu gözlemleme biçimleri farklıdır.
Gözlemci Kimdir?
Bir düşün.
Şu an bu satırları okurken bile zihninden düşünceler geçiyor.
Peki o düşünceleri fark eden kim?
Duygular geliyor…
Kaygılar geliyor…
Hatıralar geliyor…
Ama bunların hepsini izleyen sessiz bir tarafın da var.
İşte kadim öğretiler yüzyıllardır bu noktaya işaret ediyor.
İnsan yalnızca düşüncelerinden ibaret değildir.
Onları görebilen, fark edebilen bir bilinç de vardır.
Tasavvufta buna “şahit olmak” denir.
Kişi zihniyle özdeşleşmek yerine onu izlemeyi öğrendiğinde, içsel özgürlüğün kapısı aralanmaya başlar.
Bilim Bize Ne Söylüyor?
Modern fizik de gözlem kavramını ilginç bir biçimde karşımıza çıkarıyor.
Çift yarık deneyi olarak bilinen deneylerde, kuantum düzeyindeki parçacıkların davranışının ölçüm düzenine bağlı olarak değişebildiği görülmüştür. Bu deney, gözlem ve ölçüm süreçlerinin fiziksel sistemlerde önemli bir rol oynayabileceğini göstermiştir.
Gözlem, sandığımızdan çok daha temel bir gerçeklik olabilir mi?
Bilim bu sorunun peşinden giderken, kadim öğretiler yüzyıllardır insanın önce kendi iç gözlemini geliştirmesi gerektiğini söylüyor.
İki farklı yol…
Ama dikkat çekici biçimde aynı kapıya çıkan iki yaklaşım.
Kur’an’da Gözlem
Kur’an-ı Kerim’de insanın kendisini ve yaratılışı sürekli tefekkür etmesi istenir.
“Düşünmez misiniz?”
“Akletmez misiniz?”
“Görmez misiniz?”
Bu sorular sadece dış dünyayı incelemek için değildir.
İnsanın kendi iç dünyasını da fark etmesi içindir.
Çünkü insan kendisini gözlemlemeye başladığında, otomatik davranışlarını, korkularını, öfkelerini ve inançlarını da fark etmeye başlar.
Fark edilen şey ise dönüşmeye başlar.
Dönüşüm Nerede Başlıyor?
Hayatını değiştirmek bazen yeni bir şey yapmakla başlamaz.
Bazen sadece farklı bakmakla başlar.
Kendine şu soruları sor:
“Şu an ne düşünüyorum?”
“Bu düşünce bana mı ait, yoksa yıllardır öğrendiğim bir kalıp mı?”
“Bu olaya başka nasıl bakabilirim?”
İşte o an gözlemci devreye girer.
Ve gözlemci uyandığında, eski otomatik programlar yavaş yavaş gücünü kaybetmeye başlar.
Çünkü artık onları yaşayan değil, onları görebilen kişisindir.
İşte gerçek özgürlük tam burada başlıyor.
Hayatı kontrol etmeye çalıştığında değil…
Hayatına nasıl baktığını fark ettiğinde.